Çocuk Endokrin
ENDOKRİN HASTALIKLAR
Güncel Makaleler
  • ŞİŞMAN ÇOCUK SAĞLIKLI DEĞİL
    Obezite günümüzde sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda da sık görülen bir hastalık..
  • TÜRK DOKTRODAN ULUSLARARASI BAŞARI
    Avrupa Çocuk Endokrin Derneği'ne ilk defa bir Türk doktor başkan olarak seçildi.
  • KÜÇÜK YAŞTA YENİLEN HORMONLU GIDALARIN ETKİLERİ ÇOK DAHA FAZLA OLUYOR.
    Beslenme aliskanliklari basta olmak üzere, disaridan farkli ve vücuda zararli müdahaleler yapildiginda hormon sisteminin bozulabildigini belirtildi.
  • MODERN YAŞAM HASTALIK RİSKİNİ ARTTIRIYOR.
    Ergenliğe erken geçiş, diyabet, alerji, hatta tiroid kanseri çocuklarda giderek artan sıklıkta görülüyor.
  • TİROİD EKSİKLİĞİ ZEKA GERİLİĞİ NEDENİ
    Tiroid hormonu eksikliği bebeklerde zeka geriliğine neden olabiliyor.
  KİTAPLAR

Basında Prof. Dr. Atilla BÜYÜKGEBİZ






Küçük Yaşta Yenilen Hormonlu Gıdaların Etkileri Çok Daha Fazla Oluyor |

Beslenme alışkanlıkları başta olmak üzere, dışarıdan farklı ve vücuda zararlı müdahaleler yapıldığında hormon sisteminin bozulabildiğini belirtildi.

Çocuk Endokrinolojisi, Büyüme ve Ergenlik Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz yaptığı açıklamada, ''Hormonlu, katkı maddeli gıdalar, kirli hava, radyoaktif maddeler bu sistemi bozan en önemli etkenler'' dedi.

Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz yaptığı açıklamada, vücutta değişik özelliklerde hormonlar salgılayan bezler bulunduğunu belirterek, ''Vücudumuzun gizli patronu olarak nitelendirebileceğimiz bu bezler hayatımızı sürdürmek için sürekli çalışıyorlar. Boyumuz, kilomuz gibi dış görünüşümüzde, psikolojimizde, organlarımızın çalışmasında bu bezlerin etkileri büyük'' dedi.

Hamilelerde, bebeklerde ve ergenlerde bu hormonların çok daha fazla önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Büyükgebiz, şunları kaydetti: ''Sağlıklı bir insanda, doğumdan itibaren gerekli bütün hormonlar, gerektiği miktarlarda salgılanarak, vücudun gelişmesini ve tüm fonksiyonların normal çalışmasını sağlıyor. Ancak, normal bir şekilde çalışan bu mekanizmaya, beslenme alışkanlıkları başta olmak üzere, dışarıdan farklı ve vücuda zararlı müdahaleler yapıldığında sistem bozulabiliyor. Hormonlu, katkı maddeli gıdalar, kirli hava, radyoaktif maddeler kısacası modern yaşam koşulları bu sistemi bozan en önemli etkenler.''

Hazır gıdaların yan etkilerini gösteren yurt dışındaki araştırmalardan örnekler veren Prof. Dr. Büyükgebiz, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Belçika'da yapılan bir araştırma, tarımda kullanılan bazı ilaçların östrojenik etkiyi artırarak kız çocuklarda erken adet, erkek çocuklarda meme büyümesi yaptığını ortaya koyuyor. Danimarka ise erkek inferfilitesinin (kısırlık) artışını bu ilaçlara bağlıyor. Kuzey ülkelerinde yapılan bir çalışma -ki bu bölgede özellikle dondurulmuş balık tüketimi çok fazla- tip 1 diyabetin görülme sıklığının yüzbinde 45'den 60'a çıktığını gösteriyor.''

Çocuklarda daha etkili

Bu verilerin ürkütücü olduğunu belirten Prof. Dr. Büyükgebiz, ''Elbette her hazır gıda, katkı maddeli yiyecek, hormonlu meyve ve sebzeler hastalık ve erken adet riskini artırmıyor. Kontrolsüz birtakım uygulamalar bu tehlikeye davetiye çıkarıyor. Bu risk herkes için var. Çocukluk çağında kandaki östrojenik etki yapan maddenin seviyesi düşük olduğu için dışarıdan alınan yanlış gıdalar çok daha büyük etki yapıyor'' dedi.

Öncelikle üretim döneminde denetim mekanizmasının çok iyi işlemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Büyükgebiz, ailelerin de aynı gıdadan çok fazla miktarda çocuklarına vermemelerinin yararlı olduğunu bildirdi.

Prof. Dr. Büyükgebiz, ''Yani kilolarca çilek yememek, her gıdadan az az almak gerekiyor. Bir de katkı maddeli gıdaların yol açtığı hastalıkları iyi tanıyıp gereken durumlarda doktora erken başvurulması son derece önemli'' diye konuştu.

Modern yaşam hastalık riskini artırıyor |

Acıbadem Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi, Büyüme ve Ergenlik Bölüm Sorumlusu Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz, hormonların doğumdan itibaren salgılanarak, vücudun gelişmesini ve tüm fonksiyonların normal çalışmasını sağladığını, ancak hormonal dengenin beslenme alışkanlıkları başta olmak üzere dışarıdan zararlı müdahaleler yapıldığında bozulabildiğini söyledi. Vücutta değişik özelliklerde hormonlar salgılayan bezlerin bulunduğunu belirten Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz, şunları söyledi: "Vücudumuzun gizli patronu olarak nitelendirebileceğimiz bu bezler hayatımızı sürdürmek için sürekli çalışıyor. Boyumuz, kilomuz gibi dış görünüşümüzde, psikolojimizde, organlarımızın çalışmasında bu bezlerin etkileri büyük. Hamilelerde, bebeklerde ve ergenlerde hormonlar çok daha fazla önem taşıyor. Hormonlu, katkı maddeli gıdalar, kirli hava, radyoaktif maddeler kısacası modern yaşam koşulları hormonal dengeyi bozan en önemli etkenler arasında yer alıyor."

YURT DIŞI ARAŞTIRMALARINDA ÇARPICI SONUÇLAR

Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz, bazı yurt dışı araştırmalarında hazır gıdaların yan etkilerine ilişkin çarpıcı sonuçlar elde edildiğini dile getirerek, "Belçika'da yapılan bir araştırma tarımda kullanılan bazı ilaçların östrojenik etkiyi arttırarak kız çocuklarda erken adet, erkek çocuklarda meme büyümesi yaptığını ortaya koydu.

Dondurulmuş balık tüketiminin çok fazla olduğu Kuzey ülkelerinde yapılan bir çalışmada ise tip 1 diyabetin görülme sıklığının yüz binde 45'den 60'a çıktığını gösteriyor" dedi.

Kontrolsüz bazı uygulamaların bu tehlikeye davetiye çıkardığını savunan Büyükgebiz, riskin herkes için söz konusu olduğunu, çocukluk çağında kanda östrojenik etki yapan maddenin seviyesinin düşük olmasından dolayı dışardan alınan bu tür gıdaların çocuklarda çok daha büyük etki yaptığını söyledi.

Önlem için öncelikle bu tür gıdaların üretim aşamasında denetim mekanizmasının çok iyi işlemesi gerektiğini vurgulayan Büyükgebiz, söz konusu gıdaların özellikle çocuklar tarafından fazla tüketilmemesinde yarar olduğunu, katkı maddeli gıdaların yol açtığı hastalıkları iyi tanıyıp gerekli durumlarda doktora erken başvurunun son derece önemli olduğuna dikkati çekti.

BOY KISALIĞI RİSKİ

Hazır ve katkı maddeli gıdaların erken ergenliğe yol açabildiğini, ergenlik belirtilerinin görülmesinde kızlar ve erkekler arasında farklar bulunduğunu ifade eden Büyükgebiz, şöyle konuştu:

"Ergenlik 10-18 yaş aralığı kabul edilir. Buna karşın ender olarak kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından önce ergenlik belirtilerinin ortaya çıkması bir hastalık belirtisi olarak görülmeli ve tedavi edilmesi gerekir. Hormonlu gıdalar, erken ergenliğinin sebeplerinden sadece biri. Adet döneminden sonra kızlar ancak 5-6 santimetre boy atabildikleri için ciddi bir boy kısalığı sorunu ile karşı karşıya kalınabilirler. Bu açıdan erken ergenlik belirtilerinin varlığında geç kalınmadan bir uzmana başvurmak gerekir."

DİYABET

Çocuklarda diyabetin uzun süreli hastalıklar arasında ilk sırada yer aldığını dile getiren Büyükgebiz, "Çevresel etkenler arasında yanlış beslenme, şişmanlık, geçirilmiş gribal enfeksiyonlar, hareketsizlik, ve stresi saymak mümkün. Sık idrar yapma, çok su içme ve ani kilo kaybı gibi belirtilerde uzmana başvurmakta yarar var" diye konuştu.

SOLUDUĞUMUZ HAVA TEHLİKE SAÇIYOR

Son yüzyılın önemli sorunlarından birinin de hava kirliliği olduğunu, çocuklar hava kirliliğinin olumsuz etkilerinden erişkinlere göre çok daha fazla etkilendiğini belirten Büyükgebiz, şunları ifade etti:

"Çocukların akciğerleri gelişim süresinde olduğundan, bu dönemde havadaki toksik maddeler onları daha olumsuz etkiliyor. Arabaların çoğalması ile egzoz dumanının ve sanayi bölgelerindeki atıkların neden olduğu dumanın dış ortamdaki hava kirliliğinin artması sonucu solunan kirli havada var olan karbon monoksit, nitrojen dioksit, ozon, sülfür dioksit gibi irritan gazların solunması solunum yollarını duyarlandırarak astım gibi allerjik hastalıkların görülme sıklığını arttırıyor."

ŞEHİRDE YAŞAYANLAR ALERJİYE DAHA YATKIN

Şehirde yaşayan, daha hijyenik ortamlarda büyüyen çocukların mikroplarla daha az karşılaşması sonucu savunma sisteminin dengesinin bozularak alerjik hastalıkların gelişiminin kolaylaştığını ifade eden Büyükgebiz, 1990'lı yılların başlarından itibaren ev içi ortamın hızla değişmesi, evlerin birçoğunun halı ile kaplanması sonucu ev tozu akarlarının artmasının da alerji gelişimini desteklediğini bildirdi.

ÇERNOBİLİN ETKİLERİ HALEN GÖRÜLÜYOR

Çernobil faciasının etkilerinin günümüzde de çocukları tehdit ettiğini öne süren Büyükgebiz, Çernobil sonrası Belarus ve Ukrayna'da çocuklarda tiroid kanserinde artış görüldüğüne dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Bu ülkelerde tiroid kanseri görülme oranı 6-7 kat arttı. Facianın yaşandığı Çernobil'e yakın yer olan Gomel bölgesinde ise 10 misli fazla görüldüğünü araştırmalar ortaya koyuyor. Görülüyorki Çernobil faciasının sonuçları, olayın üzerinden 20 yıl geçtikten sonra bile etkisini sürdürüyor. Kanser vakalarındaki çarpıcı artış uzak ya da yakın radyoaktif bulutların rüzgar ile ulaştığı her bölgede hala olayın izlerine rastlanabiliyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak sadece gıdaların değil havanın da önemi ortaya çıkıyor."

Tiroid Eksikliği Zeka Geriliği Nedeni |

Tiroid hormonu eksikliği bebeklerde zeka geriliğine neden olabiliyor.Acıbadem Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi, Büyüme ve Ergenlik Bölümü sorumlusu Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz, Türkiye'de yılda ortalama 440 bebeğin doğumsal hipotiroidi riski bulunduğunu, tanı konmaz, tedavi edilmezlerse bebeklerin zeka geriliği riski taşıdığını söyledi.

Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz, tiroid bezinin boynun ön alt kısmında yer alan ve salgıladığı tiroid hormonları ile metabolizmanın işleyişini ayarlayan bir hormon olduğunu belirtti.

Tiroid hormonlarının az salgılandığı duruma hipotiroidi adı verildiğini, halsizlik, yorgunluk, uykuya meyil, üşüme, büyüme geriliği gibi belirtilerle seyreden hastalığa hayatın her yaşında rastlanılabildiğini ifade eden Büyükgebiz, tiroid bezinin salgıladığı T3 ve T4 hormonlarının, vücuttaki tüm metabolizmanın işleyişi, büyüme ve sinir sisteminin gelişimi gibi çok önemli fonksiyonlara etki ettiğini bildirdi.

Hormonun eksikliğinin ciddi sorunlara yol açtığını, bu nedenle tüm yenidoğan bebeklerin doğumu izleyen üç ile beşinci günlerde hipotiroid taraması yapılması gerektiğine işaret eden Büyükgebiz, şunları kaydetti:

"Doğumsal hipotiroidi, doğuştan itibaren tiroid bezinin az çalışması nedeni ile tiroid hormonlarının az salgılanmasıdır. En önemli özelliği tedavi edilmediği takdirde kalıcı beyin hasarına yol açmasıdır. Beyin gelişiminin yüzde 95'i ilk üç yaşta tamamlanır. Beyin gelişimini sağlayan en önemli madde ise tiroid hormonudur. Bu nedenle tiroid hormonu eksik olan bebeklerde değişik oranlarda zeka ve gelişim geriliği gözlenir."

DOĞUMDA BÜYÜK ORANDA BELİRTİ VERMİYOR

Doğumsal hipotiroidi hastalarının yaklaşık yüzde 70'inin doğumda belirti vermediğini, bebeklerin son derece normal göründüğünü ifade eden Büyükgebiz, hastalıkta sık rastlanılan belirtileri ise pelte gibi az hareketli bebek, dil büyüklüğü, ses kalınlığı, uzamış yeni doğan sarılığı, göbek fıtığı, emme güçlüğü olarak sıraladı.

ERKEN TANI ÖNEMLİ

Zamanında tanı konamayan ve tedavi edilmeyen bebeklerde boynunu tutma, anneyi tanıma, oturma, emekleme gibi faaliyetlerde akranlarından geri kaldıkları, beslenme güçlükleri yaşadıkları, ses kalınlıkları olduğu, en önemlisi ise zeka gelişimlerinde gerilik gözlendiğini vurgulayan Büyükgebiz, şöyle devam etti:

"Doğumsal hipotiroidli bebeklerin, erken tanı ve tedavi edilmeleri gerekiyor. Bütün gelişmiş dünya ülkelerinde doğumdan sonra topuktan alınan bir damla kan ile tiroid fonksiyonları rutin bir sağlık hizmeti olarak inceleniyor. Sağlık Bakanlığı uzun süren çalışmalar sonucunda bu yılın başından itibaren yeni doğan fenilketonüri taramasına ilave olarak bütün illerde doğumsal hipotiroidi hastalığı taramasını da zorunlu hale getirdi. Türkiye'de her yıl 1 milyon 400 bin doğum olduğu düşünülür ve doğumsal hipotiroidinin 3 bin 200 doğumda bir saptandığı var sayılırsa Türkiye'de yılda ortalama 440 bebeğin doğumsal hipotiroidi riski olduğu gerçeği ortaya çıkar. Tanı konmaz, tedavi edilmezlerse bu bebekler zeka geriliği riski taşıyor."

Erken tanı konup tedavi edilen hastaların hayatlarını normal olarak sürdürebildiklerini belirten Prof. Dr. Büyükgebiz, ailelerin her yeni doğan bebekte doğumsal hipotiroidi için topuktan kan alınıp alınmadığını sorgulaması ve konunun takipçisi olması gerektiğini vurguladı.

Türk Doktordan Uluslararası Başarı |

Avrupa Çocuk Endokrin Derneği'ne ilk defa bir Türk doktor başkan olarak seçildi. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrin ve Adölesan Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz, Avrupa Çocuk Endokrin Derneği'nin ilk Türk başkanı oldu. Derneğin 18-20 Eylül 2003 tarihleri arasında Slovenya'nın başkenti Luljana'da yapılan kongresine, 44 ülkeden bin üye katıldı. Türkiye Ulusal Büyüme Grubu'nun ve Ege Çocuk Endokrin ve Diyabet Derneği'nin başkanlıklarını da yapan Prof. Dr. Büyükgebiz, 42 yıldır çalışmalarını sürdüren Avrupa Çocuk Endokrin Derneği'nin başkanlığına seçildi.

Derneğin, bilimsel çalışmaları desteklediğine ve yeni yetişen doktorlara burs vererek eğitim imkanı sağladığına dikkati çeken Prof. Dr. Büyükgebiz, şunları söyledi: 'Dernek, her yıl Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde kongreler düzenliyor. Bugüne kadar bütün dernek başkanları kuzey ve orta Avrupa ülkelerinden çıktı. İlk defa bir Türk bilim adamı başkanlığa seçildi. İngiliz ve İskoç adayları geçerek başkanlığı kazandım. Bir yıl sürecek başkanlık dönemim boyunca, genç Türk bilim adamlarının Avrupa ülkelerinde eğitim görmeleri sağlanacak. Ayrıca, Türkiye'de Çocuk Endokrin dalındaki projeler Avrupa ülkeleriyle ortak yapılabilecek.' Prof. Dr. Büyükgebiz, gelecek yılki kongrenin İstanbul'da yapılacağını da sözlerine ekledi. (AA)

Şişmanlık hangi toplumların hastalığıdır? Sıklığı artıyor mu? |

Eskiden zengin toplumların sorunu olan şişmanlık artık gelişmekte olan toplumlarında sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Yurdumuzda da gerek çocukluk gerekse erişkin döneminde şişmanlık artık toplum sağlığını tehdit eden ve mutlaka önlem alınması gereken en önemli hastalık olarak göze çarpıyor. İlaçlar,işgücü kaybı,tedavi masrafları da düşünülürse hem kişisel hem de ülke ekonomisi için büyük bir olumsuz etken olarak ortaya kendini gösteriyor.

Sadece fiziksel değil, psikolojik olarak da bireyleri olumsuz yönde etkilediği ve de tip 2 diyabet,kalp rahatsızlıkları,hipertansiyon,kan lipid tablosu bozukluklarına yol açtığı için toplum sağlığını tehdit eden önemli bir hastalık olarak tanımladığımız obezitenin tedavisi ne yazık ki hiç kolay değildir. Ayrıca ergenlik döneminde obez olanların,eğer bu dönemde kilo veremezlerse , %70'inin erişkinde de obez olarak hayatlarına devam edeceklerini düşünürsek; hastalığın önemi daha da çok ortaya çıkıyor. Bu nedenle hastalık ortaya çıkmadan yani obez olmadan önce yapılacak önleme çalışmaları, büyük önem arz ediyor. Obezitenin ilk temellerinin 6-7 yaşlarında yani hemen okul çağı başlamadan önceki yağlanma artışı ile atıldığını düşünürsek, çocuklara yönelik obezite önleme çalışmalarının önemi ortaya çıkmaktadır. İngiltere de yıllardır televizyonlarda çocukların tv seyrettiği prime time'da aşırı yağlı, kalorili fast food cinsi gıda madde reklamları yasaklanmıştır. Yine İngiltere de okul kantinleri sıkı kontrol altındadır ve çocuklar okula başlarken ve okul dönem sonunda ağırlıkları ölçülerek aileye bildirilmekte ve obezite konusunda aileler eğitilmektedir. Fransa'da kilo aldırıcı şekerli,yağlı ve tuzlu tv reklamlarına kısıtlama getirilmiştir. Amerikan Pediatri Akademisi , ebeveynlerin çocuk ve gençlerin televizyon ve video seyretme süresini günde en çok iki saatle sınırlamasını tavsiye etmiştir. Bu süre doğrudan eğitim amaçlı olmamak kaydıyla internet başında geçirilen süreyi de kapsamalıdır. Avrupa Birliği ülkelerinin başı çektiği 45 ülke, okul eğitim programlarına sağlıklı beslenmeyi dahil etmek ve obeziteye karşı savaşmak için toplantılar düzenleyip, kararlar almaktadırlar. Nitekim İstanbul'da 2006 sonunda da bu amaçlı bir toplantı tertip edilmiştir.

Türkiyedeki duruma gelince, obezite ile ilgilenen derneklerin ve bazı sivil toplum örgütlerinin sadece uyarı niteliğinde yaptığı iyi niyetli çalışmalar mevcuttur. Aslında sağlık bakanlığı,tarım bakanlığı,rtük ve reklam verenler derneğinin obeziteye yol açabilecek yağlı,şekerli,fast food türü gıdaları içeren özendirici reklamlara kısıtlama ve saat sınırlaması koyması gerekmektedir. Bir diğer önemli husus eğitim kurumlarıdır. Milli eğitim bakanlığı okul yemekleri ve okul kantinlerini çok sıkı denetleyerek, obeziteye yol açabilecek aşırı kalorili gıda tüketimini,şekerli gazlı içecekleri önlemelidir. Ancak daha ülkemizde obezitenin önlenmesine yönelik çalışmalar, sadece iyi niyetli öneriler şeklinde gerçekleşmektedir.

Ancak sadecebelirli kesimlerin bu cins çalışmaları yeterli değildir, toplumun sağlık bilincinin geliştirilmesi ve obezitenin aşırı yemek yenmesi ve yeterince hareket yapılamamasından kaynaklandığı öğretilerek; hareketli bir yaşam tarzı , çocukluktan itibaren özendirilmelidir. Okullarda beden eğitimi derslerine gereken önem verilmeli, çocuklara ip atlama, yürüme, hafif koşu gibi günlük sportif faaliyetler yaptırılmalıdır.

Gıdalarla obezite ilişkisi nedir?

Şekerli, gazlı içecekler, içerdikleri kalori fazlalığı nedeniyle obeziteye sebep olurlar. Ayrıca gazlı içecekler, çocukluk çağında kalsiyum emilimini bozdukları için, kemik gelişimini de olumsuz yönde etkilerler. Bu nedenle çocuklara süt ve sütlü gıdalar tavsiye edilmelidir. . Çocukların ergenlik öncesi günde 600-800 mg, ergenlik döneminden başlayarak günde 1200-1500 mg kalsiyum alması gerekmektedir.Besinler arasında en önemli kalsiyum kaynağı süt ve süt ürünleridir. Yağ içeriği düşük sütlerde de kalsiyum içeriği değişmemektedir. Son araştırmalar 11-15 yaşlardaki kızların düşük kalsiyum alımının kemik kırıkları sıklığını arttırdığı, fazla fosfor alımına ve kalsiyum emilim bozukluğuna neden olan kola içme alışkanlığı ile kemik kırıkları arasında pozitif ilişki olduğu, yüksek kalsiyum alımının ergenlik dönemindeki kız ve erkeklerde kırıklardan koruyucu etki yarattığı göstermiştir. Ayrıca hangi yaşda olursa olsun yeterli ve direkt güneş ışığı, cilt altındaki aktif olmayan D vitaminini aktif hale getirdiğinden, kemik sağlığı açısından son derecede yararlıdır.

Bir diğer sorun yemeklerdeki porsiyon büyüklüğüdür. Porsiyon büyüklüğü genişleyen bel ölçümüzün sorumlularından bir başkasıdır. Günümüzde yiyecekler nispeten ucuz olduğundan, restoranlar daha yüksek fiyat etiketi koymadan yemekleri daha büyük porsiyonlar da sunabiliyorlar. Bizlerde paramızın karşılığını almamız gerektiğini düşünüyoruz. 1950'lerde gazozlar 24 ml'lik şişelerde iken şimdi 33,50 ml'lik şişe veya bardaklarda sunuluyor. Büyük şişe veya kutulu içecekler sırf şekerden 500 kalori sağlayabilir.

Çocuk obezitesi neden önemlidir?

Çocuk obezitesi, erişkin obezitesine yol açtığı için önem arzetmektedir. ABD gibi gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde de artık ne yazık ki hem erişkin hem de çocuk obezitesi artmaktadır. Ülkemizin değişik bölgelerinde obezite sıklığı konusunda %15-20'ye varan oranlar bildirilmektedir. İstanbul'da orta ve ortanın üstü ekonomik seviyedeki çocukların devam ettikleri okullarda yapılan son bir çalışmada , 10-12 yaş grubunda erkeklerde %30'a varan oranlarda obezite saptanmıştır.Kızlarda obezite oranı % 20 civarında bulunmuştur.Ancak kızlarda ergenlil döneminde adet öncesi yağlanma ve kilo artışı olduğundan daha ileri yaşlarda bu oranın artma ihtimali mevcuttur. Bu son çalışmanın oranları artık ülkemizde de ABD çocukları kadar sık oranda obezite görüldüğünü göstermektedir.Fark ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde, sağlık ve eğitim politikalarında; medyada obezitenin önlenmesi konusunda yoğun çalışmaların başlamış olması; ülkemizde ise bu konuda daha henüz ortak bir çalışmanın hayata geçirilmemesidir.

Çocuklu Aileler Dikkat!

Sofranız da soluduğunuz hava da yaşadığınız ev de çocuğunuz için bir risk olabilir...

Yeni yaşam standartları çocuklarda hastalık riskini arttırıyor.

Ergenliğe erken geçiş, diyabet, alerji ve hatta tiroid kanseri, çocuklarda GİDEREK ARTAN SIKLIKTA görülüyor. Bunun en büyük nedeni doğal gıdalar yerine hazır, katkı maddeleri içeren gıdaların tüketiminin artması ve hava kirliliği. Sekiz yaşındaki kızınızın adet görmesini, onun diyabet gibi kronik hastalıklarla erken yaşta tanışmasını istemiyorsanız Acıbadem Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi, Büyüme ve Ergenlik Bölüm Başkanı Atilla Büyükgebiz'in söylediklerine kulak verin.

Vücudumuzda değişik özelliklerde hormonlar salgılayan BEZLER var. Vücudumuzun gizli patronu olarak nitelendirebileceğimiz bu bezler hayatımızı sürdürmek için sürekli çalışıyorlar. Boyumuz, kilomuz gibi dış görünüşümüzde, psikolojimizde, organlarımızın çalışmasında bu bezlerin etkileri büyük. Hamilelerde, bebeklerde ve ergenlerde, bu hormonlar çok daha fazla önem taşıyor. Sağlıklı bir insanda, doğumdan itibaren gerekli bütün hormonlar, gerektiği miktarlarda salgılanarak, vücudun gelişmesini ve tüm fonksiyonların normal çalışmasını sağlıyor. Ancak, normal bir şekilde çalışan bu mekanizmaya, beslenme alışkanlıkları başta olmak üzere dışarıdan, farklı ve vücuda zararlı müdahaleler yapıldığında sistem bozulabiliyor. Hormonlu, katkı maddeli gıdalar, kirli hava, radyoaktif maddeler kısacası modern yaşam koşulları bu sistemi bozan en önemli etkenler. Acıbadem Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi, Büyüme ve Ergenlik Bölüm Başkanı Atilla Büyükgebiz, hazır gıdaların yan etkilerini gösteren yurtdışındaki araştırmalardan çarpıcı sonuçlar veriyor: "Belçika'da yapılan bir araştırma, tarımda kullanılan bazı ilaçların östrojenik etkiyi arttırarak kız çocuklarda erken adet, erkek çocuklarda meme büyümesi yaptığını ortaya koyuyor. Danimarka ise erkek inferfilitesinin artışını bu ilaçlara bağlıyor. Kuzey ülkelerinde yapılan bir çalışma - ki bu bölgede özellikle dondurulmuş balık tüketimi çok fazla - tip 1 diyabetin görülme sıklığının YÜZBİNDE 45'den 60'a çıktığını gösteriyor." Bu veriler insanı gerçekten ürkütüyor. Elbette her hazır gıda, katkı maddeli yiyecek, hormonlu meyve ve sebzeler hastalık ve erken adet riskini arttırmıyor. Kontrolsüz birtakım uygulamalar bu tehlikeye davetiye çıkarıyor. Bu risk herkes için var. Çocukluk çağında kandaki östrojenik etki yapan maddenin seviyesi düşük olduğu için dışarıdan alınan yanlış gıdalar çok daha büyük etki yapıyor. Peki önlem almak için ne yapmak gerekir? Prof. Dr. Büyükgebiz, bu soruyu şöyle yanıtlıyor: "Öncelikle üretim safhasında denetim mekanizmasının çok iyi işlemesi gerekiyor. Bir de ailelerin aynı gıdadan çok fazla miktarda çocuklarına vermemelerinde fayda var. Yani kilolarca çilek yememek, her gıdadan az az almak gerekiyor. Bir de katkı maddeli gıdaların yol açtığı hastalıkları iyi tanıyıp gereken durumlarda doktora erken başvurulması son derece önemli."

Hazır ve katkı maddeli gıdaların yol açabileceği tehlikeler

Erken ergenlik görülüyor

Ergenlik belirtilerinin görülmesinde kızlar ve erkekler arasında farklar var. Sadece belirtiler açısından değil zamanlama olarak da kız ve erkek çocuklar arasında belirgin ayrılıklar bulunuyor. Kızlar ergenlik dönemine erkeklerden yaklaşık iki yıl önce giriyorlar. Kızların 10 yaşından, erkeklerin 12 yaşından itibaren ergenliğe adım attığı kabul ediliyor. Kızlarda meme büyümesi, erkeklerde cinsel organların büyümeye başlaması ile ergenlik başlıyor. Prof. Büyükgebiz, "Ergenlik 10 - 18 yaş aralığı kabul edilir. Buna karşın ender olarak kızlarda 8, erkeklerde 9 yaşından önce ergenlik belirtilerin ortaya çıkması, bir hastalık belirtisi olarak görülmeli ve tedavi edilmesi gerekir." diyor ve şöyle devam ediyor: "Hormonlu gıdalar, erken ergenliğinin sebeplerinden sadece biri. Adet döneminden sonra kızlar ancak 5 - 6 cm boy atabildikleri için ciddi bir boy kısalığı sorunu ile karşı karşıya kalabilir. Bu açıdan erken ergenlik belirtilerinin varlığında geç kalınmadan bir uzmana başvurmak gerekir.

Alerji riski yüksek

Kadınlar arasında sigara içme alışkanlığının artması, annelerin hamilelikte ve emzirme döneminde sigara içmiş olmaları, kapalı ortamlarda sigara dumanına maruz kalmaları dış ortamda arabaların çoğalması ile egzos dumanının, sanayi bölgelerindeki atıkların neden olduğu dumanın dış ortamdaki hava kirliliğinin artması sonucu solunan kirli havada var olan karbon monoksit, nitrojen dioksit, ozon, sülfür dioksit gibi irritan gazların solunması solunum yollarını duyarlandırarak astım gibi allerjik hastalıkların görülme sıklığını artıyor. Ancak alerjik hastalıkların da tek artış nedeni bu değil. Endüstrileşme ile birlikte diyet alışkanlıklarını değişmesi, doğal gıdalar yerine hazır, katkı maddeleri içeren alerjen düzeyi yüksek gıdaların tüketiminin artması besin alerjilerine neden oluyor. Prof. Dr. Büyükgebiz, alerji riskinin önlenmesi için alınması gereken öncelikli önlemleri şöyle sıralıyor: "Alerjik hastalık gelişme riski olan yani ailede alerjik hastalık öyküsü olan bebeklerin allerjenlerle temasının önlenmesi, annenin gebelikte ve emzirme döneminde sigara içmesinin engellenmesi ve allerjik gıdaları mümkün olduğunca az tüketmesi, en az 6 ay anne sütü ile beslenmesi ve bebeğe allerjik besinlerin örneğin inek sütünün 1 yaşından önce, katı gıdaların 6 aydan önce verilmemesi sayılabilir."

Diyabet riski artıyor

Çocuklarda diyabet uzun süreli hastalıklar arasında birinci sırada. Üstelik çocukluk çağı diyabetinin son 30 yıldan beri tüm dünyada görülme sıklığı giderek artıyor. Genetik yatkınlığı olan çocuklarda çevresel faktörlerin etkisi sonucunda pankreasın insülin üreten hücrelerinde tahribat olması ve vücudun insülin üretemez hale gelmesiyle diyabet ortaya çıkıyor. Çevresel etkenler arasında yanlış beslenme, şişmanlık,GEÇİRİLMİŞ GRİPAL ENFEKSİYONLAR, hareketsizlik, ve stresi saymak mümkün. Sık idrar yapma, çok su içme ve ani kilo kaybı gibi belirtilerde uzmana başvurmakta yarar var. Soluduğumuz hava da tehlike saçıyor

Son yüzyılın önemli sorunlarından biri de hava kirliliğinin yaratmış olduğu sağlık problemleri. Çocuklar hava kirliliğinin olumsuz etkilerine erişkinlere göre çok daha açık. Çocukların akciğerleri GELİŞİM SÜRESİNDE OLDUĞUNDAN, bu dönemde havadaki toksik maddeler onları daha olumsuz etkiliyor. Arabaların çoğalması ile egzos dumanının ve sanayi bölgelerindeki atıkların neden olduğu dumanın dış ortamdaki hava kirliliğinin artması sonucu solunan kirli havada var olan karbon monoksit, nitrojen dioksit, ozon, sülfür dioksit gibi irritan gazların solunması solunum yollarını duyarlandırarak astım gibi allerjik hastalıkların görülme sıklığını arttırıyor.

Alerji riskini arttıran sadece kirli hava da değil. Şehirde yaşayan daha hijyenik ortamlarda büyüyen çocukların mikroplarla daha az karşılaşması sonucu savunma sisteminin dengesi bozularak allerjik hastalıkların gelişimi kolaylaşıyor. 1990'lı yılların başlarından itibaren ev içi ortamın hızla değişmesi, evlerin birçoğunun halı ile kaplanması sonucu ev tozu akarlarının artması DA alerji gelişimini destekliyor.

Çernobilin etkileri halen görülüyor

Çernobil faciasının etkileri de maalesef günümüzde çocukları tehdit etmeye devam ediyor. Prof. Dr. Büyükgebiz, Çernobil sonrası Beyaz Rusya ve Ukrayna'da çocuklarda tiroid kanserinde artış görüldüğüne değinerek şöyle diyor: "Bu ülkelerde tiroid kanseri görülme oranı 6 - 7 kat artmış. Facianın yaşandığı ÇERNOBİLE YAKIN YER OLAN Gomel bölgesinde ise 10 misli fazla görüldüğünü araştırmalar ortaya koyuyor. Görülüyor ki Çernobil faciasının sonuçları, olayın üzerinden 20 yıl geçtikten sonra bile etkisini sürdürüyor. Kanser vakalarındaki çarpıcı artış uzak ya da yakın radyoaktif bulutların RÜZGAR İLE ulaştığı her bölgede hala olayın izlerine rastlanabiliyor. Bu sonuçlardan yola çıkarak sadece gıdaların değil havanın da önemi ortay çıkıyor. Bu hastalıkların görülme oranını azaltmak için de temiz çevre şart."

Şişman çocuk sağlıklı değil |

Obezite günümüzde sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda da sık görülen bir hastalık. Fastfood alışkanlığı, kalorisi fazla içecekler, porsiyonların büyüklüğü, televizyon ve bilgisayar başında harcanan zamanın fazla, fiziksel hareketlerin yetersiz olması çocukluk çağı obezitesinin nedenleri. Obezite, psikolojik olarak bireyleri olumsuz yönde etkilediği gibi; Tip 2 diyabet, kalp rahatsızlıkları, hipertansiyon, kan lipid tablosu bozuklukları, eklem-iskelet sorunları, uykuda solunum durması gibi ciddi sorunlara yol açıyor. Araştırmalar, ergenlik çağındaki (10-18 yaş) çocukların yüzde 70'inin eğer kilo veremezlerse erişkinliklerinde de obez olacağını gösteriyor. Bu çocukların, hekim kontrolünde, diyeti ayarlanarak ve fizik aktiviteleri artırılarak zayıflatılması ve obez olmalarının önlenmesi için yurtdışında uzun yıllardır obezite kampları düzenliyor. Bu kampların ülkemizdeki ilk örneğini ise Acıbadem Sağlık Grubu gerçekleştiriyor. Acıbadem Eğitim ve Sosyal tesislerinde yaz aylarında gerçekleşecek olan 'Çocuklar için obezite kampı''nda 10-15 yaş grubu obez çocukların sağlıklı ve düzenli beslenme alışkanlığı kazanması, fiziksel aktiviteyi yaşam tarzı haline getirmesi ve kontrollü kilo vermesi amaçlanıyor. Konunun ayrıntılarını Acıbadem Hastanesi Çocuk Endokrin ve Ergenlik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Atilla Büyükgebiz ile konuştuk.

İnsan neden şişmanlar?

Obezitenin nedeni düşük olarak hormonal kaynaklıdır. Genellikle yemek yemek ile harcanan kalori arasındaki dengesizlikten kaynaklanır. Obezler genellikle hareketleri az olan ve özellikle kilo aldırıcı karbohidrat ve yağdan zengin diyetle ve düzensiz beslenen kişilerdir. Fakat, troid hastalıklarında, böbreküstü bezi hastalıklarında, insülinin fazla salgılanmasına bağlı olarak ya da genetik hastalık kaynaklı şişmanlık olabilir. Bunlara dikkat edilerek şişmanlığın kaynağının ne olduğunu ayırt etmek gerekir. Sonraki aşamada önemli olan ise, çocuğun kararlılığı ve ailenin de çocuğun diyetine yardımcı olmasıdır.

Annesi ve babası şişman çocukların obez olma riski daha mı yüksek?

Anne ve babası şişman çocukların şişman olma olasılığı normal kilolu anne ve babası olan çocuklara göre 2 kat daha fazladır. Bunda genetik yatkınlığın yanı sıra ailenin yemek yeme ve yaşam tarzı etkin rol oynar. Eski ve yanlış bir inanış olan, 'Kilolu çocuk sağlıklı çocuktur' fikri artık kesinlikle terk edilmelidir. Genetik kaynaklı şişman çocuklar hayatın ilk yıllarından itibaren şişmandırlar ve ailede de aşırı şişmanlık vardır.

Ailesinde kilo problemi olan çocukların şişmanlamadan alabileceği önlemler neler?

Araştırmalar anne sütü ile beslenen çocuklarda mama alanlara göre obezitenin daha düşük olduğunu göstermektedir. Benzer bir bağlantı, hamilelik döneminde annenin iyi beslenmesi ile ilgili de kuruluyor. Çocukların aşırı kilolu olmaya eğilimli oldukları dönem, vücut yağ oranlarının artmaya başladığı 5-6 yaşlarıdır. Bu dönemde düzenli beslenmenin sağlanması, cips, şekerli içecekler, mayonez, ketçap gibi kalorisi fazla yiyeceklerden uzak durulması gerekir. Ayrıca yürüyüş, ip atlama gibi düzenli fiziksel aktivitede bulunmalarına özen gösterilmelidir.

ŞİŞMANLIK DA BİR HASTALIK!

Küçüklüğünde zayıf olan çocuklarda da ileride obezite görülebilir mi?

Obezite kişinin aldığı enerji ile yaktığı arasındaki dengesizlik olduğu için, dengesiz beslenme ve aktivite azlığı durumlarında her yaşta ve herkeste obezite görülebilir. Buna rağmen, ebeveynlerin çocukları doğru besleyerek ve fiziksel faaliyet fırsatları vererek çocuklarının sağlık sorunlarının üst üste eklendiği bu tehlikeli yolculuğa hiç çıkmamalarını sağlaması çok önemli.

Bazı insanlar neden kilo veremezler?

Genetik kaynaklı obezite çok az görülmektedir ve ailede de aşırı kilolular mevcuttur. Bunun dışında herhangi bir endokrin sorunu yoksa ve kişi hayatına diyet ve egzersizi sokmuşsa mutlaka kilo verir, ancak önce kendisi kilo vermeye karar vermelidir. Eğer hormonal bir sorun varsa, bu sorun giderilmedikçe kilo verilemez.

Kilo verirken yapılan yanlışlar neler?

Obezite bir hastalıktır ve mutlaka doktor ve diyetisyen kotrolünde kilo verilmelidir. Gazete ve dergi diyetlerini kontrolsüz uygulamak, özellikle gelişme çağında olan çocuk ve adölesanlar için çok tehlikelidir. Diyet yaparken öğün atlanmamalı ve az ve sık (6 öğün) beslenmeye dikkat edilmelidir. Uzun süren açlıklardan sonra yemek yenmesi insülin salgısını artıracağından çok tehlikeli olmaktadır.

İnatçı kilolar için önerileriniz neler?

Günde en az 1 saat tempolu egzersiz öneriyoruz. Az ve sık, yani 6 öğün beslenmeliler. Midede devamlı tokluk hissi olmalı ve öğün miktarlarını azaltarak mide hacmini küçültmeliler. Evde salatalık, marul gibi yeşillikler olmalı ve acıktıkça kalori değeri çok düşük bu besinler tüketilmeliler.

Şişmanlamak istemiyormuş

Valla benim aklıma sağlıklı beslenme deyince önce, ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmek geliyor. Zaten ilk 1 yıl boyunca şifrelenen yağ hücreleri bile, birinci yılın sonunda anne sütü ağırlıklı beslenen çocuğun şifreleri için 'Sağlıklıdır' okeyini veriyor. İtiraf etmeliyim ki, ben de bütün Türk anneleri gibi çocuğumu beslemek konusunda takıntılar yaşadım.

3 yaşına kadar Duru yemek yemekten pek de zevk alan bir çocuk değildi. Fakat, bana kalsa, çocuğu tıka basa doyururdum, ama benim yavru buna izin vermedi, beni yıldırdı. (1 yıldır ise maşallah belli bir denge tutturduk. Birbirimize ve sağlık kurallarına saygıda kusur etmemek üzere bayağı çaba sarfediyoruz.) Fakat, kendime de haksızlık etmek istemiyorum.1 yaşından itibaren 3 ana, 3 ara öğün uygulamasını elimden geldiğince aksatmamaya çalıştım. Bazen saçımı başımı yoldum, ama olsunÉ Umarım, o da hayatı boyunca bu öğrendiğini aksatmaz. Bugüne kadar ne şişman, ne de zayıf bir çocuk oldu. Fakat, 1 yıldır, 'Ben şişmanlamak istemiyorum. Bana şişmanlayacağım yiyecekler pişirme anne' deyip duruyor. 'Yok yavrum, şişmanlamazsın sen sağlıklı besleniyorsun, hem bak, baban da ben de şişman değiliz' desem de, ikna olmuyor. 'Ama anneannem şişman' diyor, başka bir şey demiyor. Ben de onun bu zaafını reklamlarda gördüğü abur cuburları istediğinde hatırlatıyorum. İlle yemek istediği gereksiz bir şey olursa da yemekten sonra yemesi koşuluyla satın alıyorum. Abur cubur alternatifi olarak da kuruyemişlerden pek bir yararlanıyorum. 'Meyva mı istersin fındık mı?' diyorum mesela, o seçiyor. Ya da 'Yoğurt mu istersin sütlü tatlı mı?' diyorum. Arada bir de çikolata sürprizlerini eksik etmiyorum. Dengeli beslenmek, hele de her şeye hayır demeye hazır bir çocuğu dengeli beslemek hiç kolay değil. Belki de o yüzden anneler, 'İştahla yesin de ne yerse yesin' hatasına düşebiliyor. Üstelik bu yaşlarda yediklerini kontrol edebiliyoruz ama ya sonra? Duru da 2 yıl sonra ilkokula başlayacak ve hooop kantin girdabına belki o da kapılacakÉ Oysa, okullarda kantine pek de gerek yok. Sağlıklı öğlen ve ikindi yemekleri çıksın yeter. Çocuklar da bu yemekleri yemek zorunda kalır. Ama kantin alternatifi olunca, yemeklerini yemeyip kantinlere hücum ediyorlar. Baksanıza, İngiltere, Avustralya, Fransa, ABD'de okullarda gazoz ve şekerleme satışlarını kısıtlayan önlemler alınıyor, televizyon reklamlarına sınırlamalar getiriliyor. Bizim de şişman bir toplum olmayı beklemeden önlem almamız şart gözüküyor.

Biri bu anneye kulak versin. |

Yaklaşık üç ay önce ABD'de bir ailenin, 9 yaşındaki zihinsel engelli kızlarının bedensel gelişimini bir dizi operasyonla durdurmasıyla büyük tartışmalara yol açan tedavi biçimini uygulamak isteyen Ankaralı bir anne, Türkiye'de Ashley yöntemini deneyecek doktor arıyor.

ABD'deki gerçekleştirilen büyümeyi durdurma ameliyatını öğrendikleri anda, eşiyle çocukları Umut Mert'i ameliyat ettirmeye karar verdiklerini söyleyen Füsun E., "Bu ameliyata karşı olan sağlıklı çocuk anneleri ben öldüğümde Umut Mert'e bakacaklar mı? Artık umudum tükendi daha iyi bir hayat sürmesi için bu büyümesini engellemek için bu operasyonu yapacak doktor arıyorum" dedi. Oğlunun 1994 yılında dünyaya geldiğini, bundan kısa bir süre sonra akciğerine "Amniyo Sentez Sıvısının'' kaçtığını, sonrasında ise "Dandy Walker'' kistinin oluştuğunu öğrendiklerini dile getiren Füsun E., "Bu süreçte oğlumu ameliyat ettirdik ancak bu kez de midesinde reflüye rastlandı. Takılan hortum boğazına zarar vermiş, sürekli morarıyordu.

2 yaşında spastik tanısı konuldu. O günden sonra da hiçbir zaman sağlıklı bir çocuk olamadı'' diye konuştu.

İYİLEŞME ŞANSI YÜZDE BEŞ

Oğlunu sosyal yaşamdan koparmamak için her gittiği yere birlikte götürdüklerini söyleyen Füsun E., "Mert'in durumu annemin vefatıyla bozuldu. Yaklaşık 12 yıldır tedavi görüyor ama sadece başını kaldırabilmeyi ve yüzüyle tepki vermeyi öğrenebildi. İyileşme şansı yüzde 5'ten az.Yemek yiyemiyor, konuşamıyor, yürüyemiyor, ağrısı olup olmadığını bile anlayamıyorum. Oturamadığı ve dik duramadığı için tekerlekli iskemle de kullanamıyor, Şimdi 80 santim ve 19 kilo. Büyürse onu taşıyamayacağımız için yatağa bağımlı olur" diye konuştu.

DİK OTURAMIYOR BİLE

Sadece sorunların bunlarla sınırlı kalmadığını ve Umut'un büyümesiyle birlikte cinsel ihtiyaçlarının da ortaya çıktığını belirten genç kadın, "Bunlar da ilerleyen süreçte daha da ciddi sorunlar olarak karşımıza çıkacak. Böyle bir hastaya bakmak, alt temizliği ve sırtında taşıma gibi şeyler gerektiriyor. Bu boyda ve bu kiloda, küçük Mert'im olarak kalsın istiyorum. Onu kucağıma almak ve 'Küçük Mert'im' diye sevmek istiyorum, onu her yere taşımak istiyorum. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Gece uyku uyuyamıyoruz. Nefes alıp almadığını sürekli kontrol ediyoruz. Büyümesi bütün bu sorunlarımızı artıracak'' dedi. Uzmanların önerisiyle bir bebeğe daha sahip olduğunu ve bu çocuğunda bu tür bir rahatsızlık olmadığı için eşinin ve kendisinin çok mutlu olduklarını söyleyen anne Füsun E., "Bebeğim ve Umut Mert'in geleceği için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Ameliyat konusunda kararlıyız" dedi.

HACETTEPE: MAHKEME KARARI GEREKİR

FÜSUN E.'nin kendilerine başvuru yaptığını söyleyen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sabiha Aysun, "Bir toplantı yaparak durumu değerlendirdik. Böyle bir operasyon için mahkeme kararı gerekiyor. Aileler, çocuğun durumu nedeniyle hemen karar verebiliyor ama istenmeyen bir durumla karşılaşıldığında ne olacak. Bunun için önce mahkemeye başvurulmalı. Mahkeme, bilirkişi olarak bizlere danışacaktır. Biz o zaman 'çocuğun zihinsel durumu kendini idame ettirebilecek nitelikte değildir' diye rapor yazarız. Yapabilecek hekimler tabii ki var ama ortada bir de etik durum söz konusu. Bir çocuk nöroloğu, bir çocuk sağlığı uzmanı, bir ruh sağlığı hekiminden oluşan kurul toplanıp karar vermeli. Sonuçta, bir başkasının bedeni için olumsuz ama sosyal yaşamı için olumlu olabilecek bir karar verilecek, bütün şartlar iyice değerlendirilmeli. Ayrıca Sağlık Bakanlığı Etik Kurulu da konuyu masaya yatırmalı" dedi.

UZMANLAR NE DİYOR BÜYÜMEYİ DURDURAMAZSINIZ

Avrupa Çocuk Endokrin Derneği Başkanı Prof: Dr. Atilla Büyükgebiz: Bu yöntemi etik bulmuyoruz. Zaten büyümeyi tamamen durdurmak mümkün değil. Büyümeyi yavaşlatabilir ama tamamen durduramazsınız.

ZEKA GERİLİĞİ ARTAR

Türkiye Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı Levent Akduygu: Hiç etik değil. Hiçbir doktor bunu yapamaz. Beyinden salgılanan GH hormonun durdurulması ile troid hormonunu engellemiş oluyorsunuz. Bu nedenle çocuk şeker hastası olabilir, zeka geriliği artabilir.

YAPAN SUÇ İŞLER

Hukukçu Prof. Dr Hüseyin Hatemi: Bunu Türkiye'de uygulamayan doktor suç işlemiş olur. Medeni Kanun' un 23. maddesi 'insan kendisi bile kişilik haklarından hürriyetinden, ehliyetinden feragat edemez' der. Kişinin kendisinin veremeyeceği bir karar aile bireylerine bırakılabilir mi? Bu hem hukuki hem de ahlaki açıdan suçtur.

UYGULANMASI İMKANSIZ - GÜ Tıp Fakültesi uzmanlarından Prof. Dr. Ayşe Serdaroğlu: Türkiye'de bugünkü şartlarda etik tartışmalara da neden olan Ashley Tedavisi'ni uygulamak mümkün değil.

ETİK KURULU ONAYI ŞART- KTÜ Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Cansu: Türkiye'de bu gibi yeni tedavi yöntemleri için Sağlık Bakanlığı Etik Kurulu'nun 'onayını almak şart. Kurulun kararı diğer vakalar için de örnek oluşturur.

YASTIK MELEĞİ'NİN ÖYKÜSÜ

AİLESİNİN "Yastık Meleği" dediği 9 yaşındaki zihinsel ve bedensel engelli Ashley'nin gelişimi tıp dünyasında ilk kez uygulanan bir yöntemle durduruldu. Yürümesini, hareket etmesini ve beyninin gelişmesini engelleyen "serebral felç" adlı ağır beyin hastalığını taşıyan Ashley'nin gelişimini durdurmaya tedavisine altı yaşından itibaren başlanmıştı. Adlarını açıklamayan aile, üç aylık bir bebeğin zekâsına sahip olan kızlarının bakımının gün geçtikçe zorlaşacağını ve kendilerinin ölümünün ardından cinsel tacize uğrayabileceğini düşündükleri için bu yönteme başvurduklarını açıklamıştı. Seatle'daki çocuk hastanesi doktorlarının onayıyla başlayan tedaviyi bazı doktorlar ailenin bencilce olarak tutumu olarak yorumlamıştı.

OPERASYONLAR

  • Uzaması östrojen tedavisiyle engellendi
  • Rahmi alınarak âdet görmesi engellendi
  • Gelişmekte olan göğüsleri süt bezleriyle birlikte alındı
  • Apandisit ameliyatı yapıldı (patlarsa haber veremeyeceği için)


Web Tasarım & SEO by : NETHİZMET